Ana içeriğe atla

Bebek değilim çocuk değilim, ben neyim?


Bizde bebekler çok özeldir. “Bebektir o  hatta bebedir.” “ Sudur o daha su.” Yüzüne gusülsüz bakılmaz, tenine  “nefesini vererek”  konuşulmaz. Sudur o daha su.  Kıyamayız. Kıyılmaz da zaten. Yeni doğmuş bebeden şöyle birkaç ay büyük bir bebek daha olsa aynı ortamda “aman aman” diye sakınılır ondan da bebe. Sudur o daha su…
Bu bebeler büyür. Anneciği  sütüydü, mamasıydı, dördüncü ayıydı,  gazıydı derken, dişi, kakası vs bir yaşına girer bebe. Yeni yeni yürür 11-13 ay civarı. Daha erken yürümüşse “Oo annesi ilgili bak nasıl da yürüttü.” denir geç ise vay o annenin ve bebenin haline. Bebecik bir süre sonra yürür bir şekilde. Yürüyüp sağı solu kurcalamaya ve de misafirliğe gitmeye başladı mı bizde o “bebek” hemen “çocuk“ oluverir. Aman annesi büyüse de rahat etsen diyen eş dost birden senin çocuğunun ne kadar yaramaz(!) olduğundan söylenir dururlar.  Anneliğin verdiği duygusallık ile bebeğinin büyüdüğünü göremez anne -o hep sudur onun için-. Çocuk diyemezsin sana göre çocuğun o  kadar da çocuk değildir. Ama velakin bebek de değildir bilirsin. Bu karmaşayı hele de kızımdan küçük bir bebekle aynı ortama girdiğimde ben de çok yaşadım. Yanındaki çocuk kızımdan büyükse benimki bebek, küçükse çocuk oluveriyordu.
Üşenmedim araştırdım.  İngilizcede bebek gelişim dönemleri bizden daha detaylı gruplandırılmış.
Bizde bebek-çocuk-genç-yetişkin-yaşlı şeklinde yapılan gruplandırma İngilizce’de baby-tooddler-child-preteen-teenager- adult-  vs şeklinde gruplanmış. İste benim çocuğum tam da bu dönemde: toodler.
Toddler, yürümeye yeni  başlayan çocuk demek.12-36 ay arası çocuklar için kullanılıyor. Bu noktada bir dilci olarak şunu fark ettim: Dilimizde bununla ilgili bir boşluk var. Bu döneme tam Türkçe karşılık olacak bir isim bulunmalı. Anneler bu karmaşadan kurtarılmalı .Tabi bebeler de. Kimlik karmaşası yaşamadan: Bebek değilim çocuk değilim, çocuk değilim. Ben neyim?

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …