Ana içeriğe atla

Çocuğumu Kitapla Nasıl Tanıştırmalıyım?

Kızım büyüyüp yavaş yavaş bilinçlenmeye başladıkça tüm anneler gibi bende de çocuğuma kitap sevgisi kazandırmak için nereden başlamalıyım kaygısı oluştu. Bir de Türkçe öğretmeni annesi olunca daha da bir sorumluluk duydum bu konuda üstümde. : ) Ne yapacağım konusunda tam bir fikre sahip değilsem de ne yapmamam gerektiğini biliyordum. Aman yırtar diye kitapları elinden alıp, ondan uzaklaştırmayacaktım. Bu kararla başladık kitap seçimine.
Kızımız 9 aylık iken ona okul öncesi setlerinden aldık.  Hani şu içinde çıkartmalar, şekiller olan; ana
okullarında ödevler vs verilen kitaplardan. Bu setler ekonomik geldi bize. Neva yırtsa da içimiz yanmaz diye düşündük. İçindeki çıkartmalar ilgisini çekti Neva’nın. Bu dönemde benim doğum iznim de bitmiş,Neva ilk kez bakıcı ile kalmıştı. Bakıcı için de Neva için -anneden ilk ayrılık döneminde- vakit geçirmeleri açısından çok işimize yaramıştı bu kitaplar. Elbette ki bunlardan eser kalmadı. Neva hepsini yırttı, yapıştırdı, öğrendi, eğlendi ve görevini tamamladılar.
Sonrasında Neva bizim okuduğumuz kitaplara ilgi duymaya başladı. Yatak baş ucumuzda duran kitaplar epey yıprandı o dönem. Ama asla elinden almadık. Yıpranan kitaplar da okunduktan sonra yüklendiği anılarla birlikte kitaplıktaki yerini aldı.
Bu dönemde -ki  1 yaş civari oluyor- Neva için ilk sözlüğüm tarzı bir kitap aldık. Bol resimli ve içinde bölüm bölüm ev eşyaları, evcil ve yabanıl hayvanlar, renkler, şekiller vs. olan kitaplardan. Bunlar Neva’nın dil gelişimine oldukça faydalı oldu. Anne-baba ve bakıcı teyze ile birlikte yapılan okumalar yoluyla…
1.5- 2 yaş civarında kızımız için boyama kitapları aldık. Bunlar hem kavram gelişimi açısından şemalar oluşturmasını sağladı hem de ufak ufak boyama etkinliklerine başlamış olduk.
Şimdilerde 2 yaş için uygun olan kitapları araştırıyorum. TÜBİTAK’ın 3 yaş  altı için az sayıda kitabı var. Yapı Kredi Yayınları’nın da güzel kitaplarını gördüm. Sosyal medyada kitapsever annelerin paylaşımları dikkatimi çekiyor. Bir de Neva’ nin ilgi alanlarını dikkate alıyorum. Neva filleri sever, yıldızları sever, tırtıl sever mesela. Seçeceğim kitapların bu karakterlerden olmasını da göz önünde bulundururum.
 Her anne farklıdır. Her çocuk farklıdır. Bu alanda epey ürünler vermiş edebiyat dünyamız. Fakat ben kızım doğmadan onun için masallar yazmaya başlamıştım. Onları okumayı daha çok seviyorum. Halen de hayatla ilgili ufak ufak notlarımı masala dönüştürüp kızım için not ediyorum.

Okumak ailede kazanılan bir alışkanlık. Çocuğunuza kitap okumayı sevdirin. Bu yolculukta kaptan sizsiniz. Minik yolcunuz sizin çizdiğiniz rotayı takip edecek. Yolunuz açık, bol maceralı ve sevgi dolu olsun. İyi yolculuklar.

Yorumlar

  1. Benim minnaklar pek kitap okunmasını sevmiyor ama yılmak yok yola devam.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …