Ana içeriğe atla

Neden Montessorie?


Dünyada çocuk yetiştirme konusunda pek çok yaklaşım mevcut.  Bu yaklaşımlarda belirleyici olan faktör ise anne baba tutumları.  Bebeklik çağından çocukluk ve ergenlik dönemlerine geçişin her döneminde anne baba ve çocuk arasında farklı iletişim tarzları görülebilir. Ailelerin çocuk yetiştirme tutumları incelendiğinde temelde üç başlık altında toplanmaktadır; otoriter tutum, serbest tutum ve demokratik tutum.
Özben ve Argun (2002) okul öncesi dönemdeki çocukların anne-babalarının çocuk yetiştirme tutumları ile ilgili değişkenleri inceledikleri araştırmalarında, genel olarak anne-babaların öğrenim düzeyi yükseldikçe, çocuklarına karşı daha demokratik, eşitlikçi ve paylaşımcı davrandıklarını belirtmişlerdir.
Kuzgun (1973)’a göre ilgisiz ana-baba çocuğunu ihmal eder, daha da ileriye giderek çocuğunu psikolojik olarak reddeder. Çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarından habersizdir. Çocuğuna az sevgi gösteren ve davranışlarına en az kontrol uygulayan anne-babadır.
Hamilelik dönemimde  çocuk gelişimi alanıyla ilgili pek çok kitap okuma fırsatım oldu. Bu dönemde ben de kendi çocuğumu nasıl yetiştirmem gerektiğini sorguladığım bir dönemde idim.
Temelde cevaplanması gereken bir soru vardı. “Toplum için mi çocuk yetiştireceğiz, birey için mi? “ Elbette ki ikisi de tek başına mutlu bir birey yetiştirmek için yetersizdi.  Toplumdan kopuk olamayacağı için topluma uyum sağlayabilmeli, kendine saygı ve sevgi duyma adına da topluma odaklanmamalı idi. Orta yol en dengeli yol idi.
Montessorie modeli benim için çocuğumun gelişim dönemlerini destekleyerek, motor gelişimine ve zihinsel gelişimine  yardımcı olmak; yalnızca yetişkinler içinmiş gibi görünen dünyayı onun için minimalize etmek (küçültmek mi desem?) ; ve onun gelişimini desteklerken sevgi, saygı, kabul görme vs. gibi duygusal ihtiyaçlarını da karşılayarak duygusal gelişimini de destekleme anlamı geliyor.
Onun için etkinlikler hazırlamak, hazırladığım etkinliğin onun hangi becerisini geliştirmesine yardımcı olduğunu araştırmak benim de kişisel gelişimime oldukça faydalı oldu. Bu sayede yeni anneler tanıdım. Yeni bir dünyanın içine girdim. Benim çocuğum gibi yetiştirilen çocuklarla bir arada olmasına imkan sağladım. Evimizde çocuğumuzla geçirdiğimiz vakitler bizim için ortak bir eğlenme zamanı oluşturmamızı sağladı. Bunlar Montessorie eğitiminin bir anne olarak bana faydaları. Bir de kızım için faydalarını düşürnürsek “iyi ki Montessorie” demek yerinde olacaktır.
Maria Montessorie' nin bu eğitimi oluştururkenki şu fikri çok etkileyici: Bir çocuğun zihinsel gelişimi kas gelişiminde belirleyici değil, aksine kas gelişimi zihinsel gelişimde bireyin yeterlilik ve özgüven gibi algılarını yükselterek zihinsel gelişimini de artıran bir etkiye sahiptir.  Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi için buraya, buraya ya da buraya bakabilirsiniz. Montessorie benim için çocuğumun girişimciliğini desteklemak adına mükemmel bir model.
Girişimciliğin ortaya çıkışında kişilik mi yoksa sosyal çevrenin mi daha etkili olduğu uzun süre tartışılmıştır. Kişilik üzerinde duranlar, girişimcilerin sahip oldukları psikolojik özelliklere ağırlık vermişlerdir. Kişilik yapısında girişimci ögeler arama çabaları en fazla, “risk alma”, “başarma ihtiyacı” ve “denetim odağı”na sahip olma üzerinde yoğunlaşmıştır.
Burada bahsedilen risk alma, başarı duygusu, denetimin kendinde olması özellikleri en basit bir montessorie etkinliğinde dahi çocuğunuzun tadabileceği duygular.
 Bir çocuk doğduğunda aslında bir de anne doğar. Çocuk dünyayı öğrenirken anne de anneliği öğrenir. Tüm anneler çocuklarına en iyiyi en güzeli sunma çabasındadırlar. Benim ve benim gibi düşünen bütün montessorie annelerinin amacı da bu.  Teşekkürler Mariacığım 😊


KAYNAKÇA
Balat, G. U. (2010). İlköğretime başlayan çocukların anne babalarının çocuk yetiştirme tutumlarının okul öncesi eğitimden yararlanma düzeylerine göre incelenmesi. Eğitim ve Bilim, 32(143).
Günalp, A. (2007). Farklı anne baba tutumlarının okul öncesi eğitim çağındaki çocukların özgüven duygusunun gelişimine etkisi (Aksaray ili örneği) (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).
Kuzgun Y (1973). Anne-baba tutumlarının bireyin kendini gerçekleştirme düzeyine etkisi, H.Ü. Eğitim Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara.
Özben Ş, Argun Y (2002). Okul öncesi çocukların anne-babalarının çocuk yetiştirme tutumları ile ilgili değişkenlerin incelenmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, 14:18-28.

Yorumlar

  1. Çok güzel bir paylaşım olmuş. Tesekkurler

    YanıtlaSil
  2. serife gözüalaca28 Nisan 2017 07:10

    merhaba bu rafı nerden aldınız acaba çok güzelmiş güle güle kullanın

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …