Ana içeriğe atla

KADINLAR GÜNÜ SORUNSALI



Kadınlar gününde iş yerinize gelen çiçeği yahut süpermarketlerde  %50 indirime giren domestosları kutlamaya geldiyseniz dağılın lütfen. Kutlanacak bir şey yok ortada. Şimdi okuyacaklarınız size “FEMEN” gibi sıradışı kadınsal örgütleri çağrıştırdı ise burada umduğunuz türden şeyler de yok bayım., derhal burayı terk ediniz.
Kadınlar gününü neden kutlamam. Çünkü işin aslı o bir kutlama değildir. Anmadır. 1857 yılında Newyork’ta haklarını aramak için eylem yapan 120 kadının fabrikaya kilitlenip yakıldığı gündür 8 Mart.  Dünyada  1910, Türkiye’de ise 1921 yılından beri kutlanıyor(anılıyor mu demeliyim?!) Türkiye’de  siyasilerin görüşleri doğrultusunda kimi zaman bayraktarlığı yapılmış, kimi zaman kutlanması yasaklanmış.
Tanrı tarafından bana takdir edilen ve seçiminde benim  zerrece hükmümün olmadığı cinsiyetim kadın olduğu için bunu kutlamalı mıyım? “Yaşasın kadın oldum, başvuran yüz kişi arasından bu şerefe ben layık bulundum (!)” mu? Hele de Türkiye’de -İslam ülkelerinin maalesef çoğunda görülen -kadını ezen, kadına hayatı zindana çeviren, boşanmış kadının yaşıyorsa dışlandığı, öldü ise kocasının meşru sebep indirimi aldığı, boşanamadı ise her türlü şiddete maruz kaldığı- dünyamızda kadın olmayı neden kutlayayım.
Kadınlar gününü kutlamıyorum. 9 Mart’ta erkekçe zihniyetlerce hazırlanmış karikatürlerin malzemesi olmak istemiyorum. Yalan, yapmacık ve göstermelik olan her şeyden olduğu gibi kadınlar gününden de hoşlanmıyorum. Bu ülkede boşanmadan boşanmış kadın olmanın, nişan atmadan nişan atmış bir kız olmanın, kadınsal bir rahatsızlık geçirmedi iseniz  illetli muamelesi görmenin ne demek olduğunu anlayamadıktan sonra…
Bu dünyada kadınlar ve erkekler değil, insanlar olarak yaşadığımı hissettiğim gün, akşam karanlığında tek başıma yürüyüşe çıkabildiğim gün, erkek çocuk sahibi  bazı kişilerin kızıma öp oğlum, seni oğluma alayım mı gibi (densiz) sözleri söylemeye haklarının olmadığını anladıklarında, annemle aynı yaşta olup da dört kız büyüten annemin bir  tane bile erkek evladı olan diğer kadınla arasındaki farka bakıp annemin ne kadar da çöktüğünü gördüğüm gibi kızım da aynı şeyi benim için düşünmediğinde, kızını gelin eden anneler ağlamadığında, örtünmek istemeyen kadınlar örtünmediğinde, saçlarını özgürce savurduğunda , mini eteğini giydiğinde suratına tekme atılmadığında, örtünen bir kadın pantolonu dar, tuniği kısa, makyajlı  diye eleştirilmediğinde, peçe giyen kadın alay konusu olmadığında kim bilir…Kim bilir …
Fakat, toplumsallaşmaktan uzaklaşıp kendime ve kızıma döndüğümde…O zaman dört mevsim kutlanacak bir şenliğe dönüşürüm. İçimdeki akvaryumda bir insan yetiştiğini anladığımda kutlamışlığım var kadın olmayı, karnımdaki bebeğin kız olduğunu öğrendiğimde de, kucağıma aldığımda da…Yaz bahar geldiğinde etekleri uçuşan rengarenk elbiseler giydiğimde de, bayıla bayıla aldığım topuklu ayakkabılarımı ilk giydiğimde de…Uygulamadaki yanlışları görmeyip İslam’da kadına verilen değeri doğru anlamaya çalıştığımda da iyi ki dediklerim oldu. Sevdiğim bana ilk şiir yazdığında adına şiirler yazılmış bir kadın da ben olduğuma da iyi ki demişliğim var.
Yani demem o ki. Kadınların gününü kutlamayın. İnsan olmayı, insanca yaşamayı kutlayın. Kadın olmasına , kendi olmasına izin verildiğinde kadın zaten bahardır, şenliktir, gülüştür, bir  yürüyüştür ki off 😊😍 , ışıktır, müziktir, danstır, lezzettir. Saygılarımla😊





Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …