Ana içeriğe atla

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30...
Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) .
Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum.
Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu kelimeyi sevdiğimden sanırım kullandım😊 )ama hep deli bi kız oldum fakat  hep iyi oldum bile isteye kimseye kötülük etmedim. Bazılarını gıcık etmişliğim vardır belki 😊
Bir gün çocukken tv de bir haber dinlemiştim daha doğrusu büyükler izlemişti  bende kulak misafiri olmuşum. Bir bayan öldürülmüş 30 yaşında tv spikeri bu haberi şöyle sunmuştu “30 yaşındaki genç kadın öldürüldü”. Ben de içimden demiştim ki hem 30 yaşında hem de genç nasıl olur ki😊 ? ama işte oluyormuş  . haha bunu anlatınca aklıma bi de şu geldi bir gün  öğrencilerime bir metin okudum bu metinde hangi söz sanatı var dedim. Metinde 50 yaşında bir kadın vardı . onunla ilgili idi. Cevap benzetme idi ama çocuk abartma demiş neden diye sordum .Çünkü dedi kadın 50 yaşında öğretmenimJ kendi yaşına göre hesaplayınca kendi yatcaz kalkcaz sabah olucak hesabına vurunca elli çok göründü yavruma belki ama burdan bakınca hiç de çok görünmüyor. 😊😋😋 neyse ciddi yazacaktım dimi😊

30 olmak hayatımda neleri değiştirecek bilmiyorum. Mesela mutfakta çalışırken eşimin de hep dediği gibi 😊😊ortalığı daha az dağıtsam belki, hep istediğim Roma seyahati gerçek olsa mesela, tezim  bitse başka mecralara aksa hayatım, mesela daha az radara yakalansam, konuşurken daldan dala atlamasam😊 öfkemi daha çok kontrol edebilsem(ki bu konuda eskiye göre daha iyi sayılırım) hiç fena olmaz.
Ama hiç değişmeyecek bazı şeyler. Değil otuz abartıp 50 bile olsam😊 hep iyilikten yana olacağım, içimdeki çocuk hep yaşayacak, asla yargılamayacağım insanları tercihleri, giyinişleri vs. için her şeyi ben bilirim diyen kadınlardan olmayacak, güçlü bir kız evlat ve güçlü kadınlar yetiştirtmek için çabalayacağım, kendi doğrularımdan şaşmayacak ve insanı insan yapan değerlerimden kopmayacağım. Belki daha az çıkacak sesim daha sessiz kalacağım. Ama şu dünyada evinin kapısını kapattığında dışarıda  kalanların içeridekilerden  daha önemli olmadığını unutmayacağım.İçinden geçerken şehirlerin, ısıkları yandığında evlerin hep düşünürdüm kim bilir şu evde ne hayatlar yaşanıyor ne acılar ne mutluluklar yankılanıyor diye. Ve dua ederdim pencerelerden dışarıya bakan insanların dualarının kabul olması için.  Adıyaman'ın bana öğrettiği en önemli şey bu belki de...
Bana eşimi, işimi ve kızımı veren, çokça arkadaş biraz da  dost  kazandıran, beni büyüten beni çocukluğumdan kadınlığıma taşıyan, üniversite hayatını tattıran deli yıllarım 20’li yaşlarım seni de alkışlarla uğurluyorum.

Ve sen 30’lu yaşlarım ..Hayatın hep toz pembe olmayacağını bildiğim yaşlarım…  Bana güzellikler ve huzur getirmeni diliyor seni de hevesle ve var olmanın dayanılmaz hafifliği ile karşılıyorum… Hoş geldin otuz yaşım…





NOT: Bu yazıyı yazdığımda -belki hatırlayanlar vardır -otuz  yaşıma girdiğim gün muhteşem bir gündü ve benim için unutulmaz bir gündü. Bir zamanlar güzel atlar ülkesinde...

Yorumlar

  1. Yaş 30 geçmişin bütün kırgınlıklarını, yarim kalam umutları bir kenara itip, yeni hayallere mavi denizin ortasında yol alan gemi misali sürekli ufka bakmaktır . Geriye dönmeyeceğini bilerek ve varışa giderken fırtına da kopsa tam yol ilerlemektir. Yalnız ben olarak çıkılan güvertede biz olarak devam edebilmektir otuzlara ve dahalarına... Aslında her yaşta olduğu gibii güzel kadın.... geçmişe siyah beyaz bakıp iç geçirmek, gelecekten pasparlak ebruli sayfalar beklemektir. Aile olmayı başarabilmektir otuz. ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…