Ana içeriğe atla

Biraz Yalnız Kalmak Herkesin Hakkı

Biraz yalnız kalmak herkesin hakkı.  Kimi zaman hayatın telaşı içinde bir an bulup kendine “nasılsın” diyemez insan. Kimi zaman yazmak için en ilham gelecek anı bekler. Yahut eskisi gibi beylik laflar edemez de ne gerek var yazmaya diye erteler durur.
Ömrünüzün herhangi bir döneminde –ki bende lise yıllarıma rastlar- yazmaya meylettiyseniz eğer. Uzuuun yıllar şöyle ele gelecek bir yazı da yazmadıysanız bile "Ben de yazarım ara ara." demekten alamaz kendini kişi. Çünkü an gelir hayat öyle sözler biriktirir ki ruhunuzun derinliklerinde, herhangi bir anda herhangi bir yerde, işte öyle geçiverir içinizden cümleler. Satış rekorları kıracak bir roman olmasa da hani bir köşe yazarı olsanız mesela o günkü  gazetede  ya da ayki dergide yayınlansa, çoğu okurunuzun altınız fosforlu kalemle çizerek okuyacağı bir yazı çıkar ruhunuzda demlediklerinizden.
“İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur/Tutsak ustura ağzında yaşamaktan.” derdi şair. "Derdi" de ben anlamazdım. Meğer ben “derdi” anlamazmışım. Şimdi anlıyorum. İnsan yoruluyor bazen. Şöyle bir vadi yürüyüşüne kaçası geliyor  bir sabah ikirciğinde. Akşamüstleri telaşlı oluyor ama tutsak ustura ağzında yaşamak, durup kendine “nasılsın” diyebildiğin her anda hissettiriyor kendini.
İnsan kendinin  hem hastası  hem hekimi, hem avukatı  hem savcısı hem öğrencisi hem öğretmeni olmalı. Alıp merhemi eline sürmeli de  yaralarına vurup hançeri kanatmalı da en büyük hatalarına. Öğrenmeli herkesten bir şey. Ve ömrünün herhangi bir anında meyletmişse yazmaya, yazmalı da insan.
Bir de okumalı. Bazen Kuran'ı bazen en aykırı yazarı.
Herkes biraz yalnız kalmalı. Kalmalı ki kendine bir “ nasılsın “ diye sormalı.
Bir sabah vakti erkenden -şu eve verdiğim kiranın hakkını vereyim deyip balkonumda, çoktan uzaklaştığım bu şehri  seyrederken- biraz yalnız kalmak herkesin hakkı. Fazla değil biraz…


Yorumlar

  1. Uzun zamandır yazmiyordunuz. Sizi merak ediyordum. İyi olmanıza sevindim. Yüreğinize sağlık...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çift ana dilli çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün? Nasıl mı? Çift dilli yada kültürler arası evlilik yapmış  ebeveynler iseniz çocuğunuz çift ana dilli olabilir. Örneğin siz İngilizce eşiniz Türkçe konuşuyorsa çocuğunuzun hem Türkçeye hem İngilizceye hakim olması muhtemeldir. Muhtemel diyorum çünkü dil gelişimine direnme diye de bir kavram var.
Peki  Türk anne ve Türk babadan doğan ve İngilizceyi okulda öğretildiği kadarıyla bilen bir ailenin- sen, ben, bizim oğlan - çocuğunun çift dilli olması, daha da özele indirgersek Türkçe ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması mümkün mü? Dil gelişimi kişiye göre değişen  ve farklı değişkenleri bulunan bir gelişim alanı olduğundan bu soruya kesinlikle hayır denemese de zor demek daha doğru olur. Dil öğrenmenin en baskın etmenlerinden biri olarak “maruz kalma” ifadesini yüksek lisans derslerimden birinde hocamızdan dinlemiştim. O dönem hamile idim ve dinlediğim her şeyi kızımı düşünerek dinliyordum. Maruz kalmayı şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse, bir dili öğrenmek için o dilin…

Uzundur geceler

Uzundur geceler. Uzun ve yalnızdır çoğu zaman. Eteklerini toplayarak gelir, ardında etekleri sürünür, püsküllenir. Bir ayin gibi süzülür ruhlar geceye. Elleri titrek ve gözleri nemli, uçuk bakışlı gözler toplaşır. Ve sen bilirsin sabaha daha çok vardır.
Her gece siyaha boyar atiyi. Maziyi ve atiyi alıp sallar ruhunda. Işıksız yanar parlar. Parlayan yerlerinde bir şilep sızar. Kan mı öz yaşı mı bu? Duyar mı kalpte yara gibi, vurdukça yayılır mı durdukça dağılır mı korkular. Yoksa geceler ve akşamüstleri ve  aralanmamış perdelerin ardında gelmeyen sabahlar mı yakar kandillerini ruhunun. Ölümün sınırında yaşamışsan ve kalbin ellerinde  bir ürkek kuş gibi kaldıysa, yalnız ve aç kalmış bir kuşun karanlıkta parlayan gözleri gibi halsiz solgunsan… Canının yandığını bilmesinler diye can yakmaya başlaysan, bilirsin uzundur gece.
Gözlerine birikir yaşlar. Ertesi gün iş vardır ve aslında ağlamamalısındır. Dik dur derdi annem. Kimseye zayıf yanını gösterme. Canın acıyorsa daha çok gül, gül ki sevin…

HOŞ GELDİN 30

Hoş geldin 30... Size bu yazıyı çok ciddi bir üslupla kaleme alacağım zira bir kadın için 30 yaşında olmak ciddi bir iştir. Her sözümü daha da önemle  dinleyin zira 30 yılın birikimi ile konuşacağım artık. Zaten hiç de sevmemiştim 29’u. O ne öyle yeni yaşını kabullenememiş kadın tribi gibi. 29 derken insan kendinden bile şüphe ediyor acaba 30 um da diyemiyor muyum diye😊 Ama 30 öyle mi bak sana yepyeni bi yaş OTUZZZ.  Yazıyla yazınca daha çok geldi. O ve u nun kalın fonetik etkisi ZZZZ nin  T nin tipsizliği Z nin baskıcı tutumu . sanki biz bilmiyoruz otuz işte.(neyse küçük harfle yazınca daha sevimli göründü) . Ben Halil kızı Tuba. Bir evin 4 kızının üçüncüsüyüm. Kendimi hep Elif Şafak romanlarındaki karakterlerin ruh dünyasına benzettim kah Havva oldum, kah Asya kah Gail. Bir yudum siyah süt oldum bazen bazen Şems gibi gizemli  bazen Havva’nın annesi bazen babası oldum. Bir sevgili, bir eş, bir anne oldum; bir öğretmen, abla, kardeş, gelin kız azcık akademisyen(hak ettiğimden değil bu …